Dont Display

Beyaz yaka çalışma hayatına merhaba

ODTÜ ve Bankacılık Okulu sonrasında, 1991 yılında çalışma hayatına atılmak üzere İstanbul’a geldim.

Bir kaç kez gezi amaçlı seyahatim dışında, İstanbul’u hiç bilmiyordum. Açıkcası ilk günlerden itibaren, kalabalığı, karmaşası, trafiği nedeniyle İstanbul’u çok da fazla sevemedim.

Okuldan bir arkadaşımla beraber, Kuzguncuk’ta bir ev kiraladık. Tesadüfi bir şekilde, İstanbul’da hala beni en çok etkileyen bu semtte yaşamaya başladım. Kuzguncuk, sanki İstanbul’un o insanı yutacak gibi olan karmaşası içinde, kendini korumayı becerebilmiş, küçük, şirin bir kasaba gibiydi o yıllarda. Başta Can Yücel olmak üzere bir çok sanatçı ve entellektüel ile Çınaraltı Kafe’de yan yana oturmak, onları dinlemek ve sohbet etmek fırsatı buluyorduk. O genç yaşlarda değerini çok ölçemediğimiz bu anların ne kadar özel bir deneyim olduğunu sonradan anladım.

Yıllar sonra, hala İstanbul’da kendimi en huzurlu hissettiğim, ihtiyaç duyduğum anlarda sığınmak için aklıma ilk gelen semt yine Kuzguncuk’dur.

İlk görev yeri ve çalışma hayatı 

Bankacılık Okulu’nun ikinci senesinde bir sigorta sınıfı açılmasının ana sebebinin, Ziraat Bankası’nın iştiraki olan Başak Sigorta için yeni yeteneklerin yetiştirilmesi olduğu söylenmişti. Eğitimler sonrasında, tüm sınıf Başak Sigorta’nın farklı bölümlerinde staj yapma fırsatı bulmuştu. Ben de, 1 aylık staj dönemimi Oto Kaza biriminde geçirmiştim.

Mezuniyet sonrası Başak Sigorta’da göreve başlama planları yaparken, hala anlamakta zorlandığım tuhaf bir durumla karşılaştık. Eğitimleri aldığımız dönemde, şirketin o zamanki Genel Müdürü bizimle bir araya gelmiş ve şirketin geleceği için bu genç ekibin çok önemli bir fırsat olduğunu ifade etmişti. Biz mezun olana kadar, bu Genel Müdür görevden ayrılıp, yeni bir yönetim göreve gelmişti. Şirkette çok uzun zamandır görev yapan kadro,  üst yönetimde kontrolü ele geçirmişti. Şirket yönetimi, mevcut organizasyon yapısında uygun pozisyonlar olmamasını sebep göstererek, bizim 25 kişilik ekibi işe almaya sıcak bakmadı.

Benim adıma tatsız bir sürpriz olsa da, aynı zamanda kurumsal dünyadaki şirket içi politikaların ve ayak oyunlarının ne kadar önemli ve etkin olduğunu fark etmemi sağlayan ilk deneyim oldu.

Bankacılık Okulu sonrası, Başak Sigorta ‘da işe başlama hayallerimiz son bulunca, ilk görev yerim Ziraat Bankası Kredi Kartları Merkezi oldu. Plastik kart konsepti ülkemizde daha emekleme aşamasındaydı. Bugünkü şartlara kıyasla, 1990’ların başındaki bireysel bankacılık ortamı çok farklıydı. Tüm ödeme sistem alt yapısı daha yeni kuruluyordu.

Aslında bankacılığı ve kredi kart dünyasını sevmiştim. Ancak Bankacılık Okulunda aldığım The Chartered Insurance Institute eğitimi nedeniyle bir an önce sigortacılık sektörüne girmek istiyordum. Oradaki kariyer fırsatlarının benim için daha cazip olacağına inanıyordum.

Gazetede Tam Sigorta şirketi tarafından verilen “Yurt dışına eğitime gönderilmek üzere yönetici adayı aranıyor” ilanını görünce hemen başvurumu yaptım. İş görüşmesine gittiğimde, bunun çok önemli bir fırsat olduğunu anladım. Seçim ve mülakat süreçleri için oldukça heyecanlıydım. İlk kez böyle bir işe alım süreci deneyimliyordum. Her şey yolunda ve başarılı ilerledi. Sürecin sonunda işe alındım.

Böylelikle, kısa bir Ziraat Bankası deneyiminden sonra, 1992 Mayıs ayında sigorta sektörüne Tam Sigorta ile merhaba dedim.

Münih macerası…..

İlanda bahsedilen yurt dışı eğitim Munich Re bünyesindeki Alois Alzheimer burs programıydı.

12 ayrı ülkeden 12 ayrı katılımcının, Münih’deki misafirhane tarzında bir evde birlikte yaşadıkları ve Münih Re bünyesinde verilen eğitimlerden oluşan 10 aylık rüya gibi bir program.

Ülkemizden bu burs programına katılan kişi sayısı çok azdı. Her yıl Munich Re dünya genelinde önem verdiği ülkeler arasından 12 ülke belirliyor, sonra da her ülkeden bir şirketi seçip, kendilerinden bu programa bir katılımcı göndermelerini istiyorlardı. Türkiye’ye sıra neredeyse 8-10 yılda bir geliyordu.

Eğitim programı müthişti. Son iki ayı da iki ayrı Alman sigorta şirketinde staj olarak planlamışlardı. Üstelik burs paketinde, kalacak yer ile birlikte, fena sayılmayacak bir cep harçlığı da vardı.

Büyük bir heyecanla 1992 Ekim ayında Münih’e gittim. 24 yaşındaydım ve ilk kez yurt dışına çıkıyordum.

Münih Re burs programı, mesleki açıdan çok önemli bir eğitim fırsatı oldu. CII programından sonra, ikinci kez, Türkiye’de çok az kişiye fırsat olan, çok özel bir eğitim programına katılıyordum.

Aynı zamanda, 11 ayrı ülkeden ve farklı kültürlerden gelen katılımcılarla birlikte Münih’de yaşamak, mesleki bilginin yanı sıra çok değerli kazanımlar edinmemi sağladı.

İlk 4 ayımızı sadece Almanca öğrenmek üzere bir dil okulunda geçirdik. Sonrasında, Münih Re bünyesinde çok yoğun bir mesleki eğitim programı vardı. Tüm derslerin Almanca olarak yapılması ayrı bir zorluk ve deneyimdi.

10 ay çok çabuk ve keyifli geçti.

Hür Sigorta’ya geçiş….

Ben Almanya’da eğitimdeyken, Tam Sigorta satıldı ve beni bu eğitime gönderen genel müdürümüz tüm ekibiyle beraber grubun diğer şirketi olan Hür Sigorta’ya geçti. Ben de eğitim dönüşü Hür Sigorta’da çalışmaya başladım.

Küçük ölçekli, acente ağırlıklı ve oto sigortacılığı odaklı çalışan bir şirket olan Hür Sigorta’da Genel Müdürüm beni farklı birimlerde görevlendirdi. Bu dönem mesleğin dinamiklerini ve piyasanın işleyişini anlamam açısından çok verimli bir süreç oldu.

Aldığım eğitimlerden gelen bilgi birikimim, çalışkanlığım ve kişiliğimle kısa zamanda şirkette sivrildim.  Müdür, koordinator ve genel müdür yardımcısı unvanlarını aldım. Bana bağlı olarak çalışan ekibin büyük çoğunluğu yaş olarak benden oldukça büyüktü. Hem mesleki hem de yönetsel anlamda çok iyi bir tecrübe kazanmış oldum.

1990’ların ikinci yarısında sektörde çok sayıda yeni sigorta şirketi açılıyordu. Nitelikli personele ihtiyacın yüksek olduğu bir dönemdi. Yoğun bir iş değiştirme ve transfer furyası vardı. Ben imkanları kısıtlı olmasına rağmen, bana ciddi bir eğitim desteği sağlayan, yeni bir şeyler öğrenme fırsatı bulduğum ve çalışmaktan keyif aldığım şirketimden ayrılmadım. Sektördeki arkadaş çevremde, sektöre başladığı şirkette halen devam eden ender kişilerden birisiydim.

Bu sabırlı ve vefalı davranışımın benim için ileride nasıl kapılar açacağının elbette çok farkında değildim. Bu tercihim bilinçli bir plandan ziyade, kendi kişiliğim ve sezgilerimin bir yansımasıydı.


Yaşam hikayemin diğer bölümleri için linke tıklayın

Çocukluk, eğitim dönemi ve yaşama hazırlık

Yaş 31 – İlk Genel Müdürlük deneyimi

Garanti ve Eureko Sigorta Dönemi

Yeni Bir Sayfa – Renkli Yaka hayata geçiş

Koç Olma Yolculuğum

Startup ekosistemi ve Insurtech tutkusu

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.