Dont Display

Planlanmış Rastlantısallık – eski

“Planlanmış Rastlantısallık” kavramını ilk kez, üniversite ve meslek seçimi konusunda kızımın okulunda düzenlenen bir seminerde Nevin Dölek’in konuşmasında duymuştum. 2014 yılıydı ve kendi yaşam yolculuğumun önemli bir dönemecindeydim. Belki de bu yüzden, bu kavram beni çok etkilemişti ve üzerinde kafa yormaya başlamıştım.

Velilere verilen ana mesaj; “meslek seçim sürecini zamana bırakın, çocukları çok zorlamayın, ana yönü belirlemelerine destek olun, sürece ve onlara güvenin, zaman içerisinde çocuklarınızın seçimi netleşecektir” şeklindeydi. Yani, siz üzerinize düşeni yapın ve yolun size getireceklerine güvenin mesajı verilmişti.

İngilizce “planned randomness” olarak kullanılan bu kavram ne ifade ediyor bizim detayına girelim.

2010 civarında başladığım koçluk eğitimleri esnasında sık sık “akış halinde olmak, akışa bırakmak, akışta kalmak” kavramlarını duymuştum. Aslında sadece duymakla kalmayıp, üzerinde konuşma, düşünme ve içselleştirme fırsatı buluyordum.

Aynı süreçte üzerinde durduğum bir diğer önemli kavram da “arayış” halinde olmaktı. Özellikle yaşam amacı, değerler, güçlü yönler, kişisel farkındalık gibi başlıklar altında öğrenmeye, sorgulamaya, yani arayışa açık olmanın faydasına çok inandım.

2013 yılının son ayları benim için çok kritik bir dönemdi. Şirketteki Genel Müdür görevimden ayrılıp, yeni dönemle ilgili arayış ve tam zamanlı beyaz yaka çalışma sonrası için hazırlıkları, planlamayı yapmakla geçti. Beni neyin beklediğini hiç bilmiyordum. Bu belirsizliğin yarattığı doğal bir tedirginlik, stres ve bekleyiş hali vardı içimde. Öte yandan, yaşamımın geri kalan döneminde gitmek istediğim yöne doğru bir yolculuğa çıkmanın heyecanı ve elimden gelen çabayı gösterme arzusu kaplamıştı içimi.

Geriye dönüp baktığımda, yaşam yolculuğumun bu kritik dönemecini beni son derece tatmin eden bir süreç olarak geçirdiğimi görüyorum. Bu dönemde bana kılavuzluk eden, zorlu karar alma süreçlerini kolaylaştıran ve bu yolculuğu pozitif bir duygu haliyle yapmamı sağlayan “akış halinde arayış” içerisinde olmaktı.

Hepimizin kader, alın yazısı, ilahi irade artık adına ne derseniz, geleceği belirleyen gizli güce yönelik inancı farklı. Kesin ve net olan ise; bilinmezlikler ve belirsizliklerle dolu yaşam yolculuğu içerisinde, hiç birimizin geleceği kontrol etme gücüne sahip olmadığımız.

Öte yandan da, bir çoğumuz güven, konfor, rahatlık gibi güdülerle bu belirsizliği ortadan kaldırma gayreti, gelecek resmini netleşleştirme çabası içerisindeyiz. Bu açmaz da, bir çoğumuzu strese sokuyor ve rahatsız ediyor. Çünkü elimizdeki güç ve etki çok sınırlı.

Bu döngü içerisinde bazı süreçleri akışa bırakmak, birey olarak akışta kalmayı kabullenmek inanın çok rahatlatıcı. Elbette bunu yaparken, tamamen her şeyi kadere, şansa bırakmak değil söylemeye çalıştığım. Tam tersine, üzerine düşen hazırlığı, çabayı, arayışı göstermek gerekiyor. Bu sayede hem kendimizi belirli ölçüde rahatlatırken hem de istediğimiz sonucun oluşmasına etki etme şansına sahip olabilirsiniz.

Planlanmış Rastlantısallık tam da böyle bir şey. Süreci rastlantısal bir şekilde akışa bırakmak, geleceğin size sunacaklarına güvenmek, ama bu arada da gerekli planlamayı, hazırlığı, arayışı, yani üzerine düşeni yapmak. Sonuçta ne aradığını bilmiyorsan zaten aradığını bulduğunu da fark edemezsin.

Örneğin iş arayışı içindesiniz diyelim. Önünüzdeki süreçte karşınıza fırsatların çıkıp çıkmayacağını, o fırsatların sizi tatmin edip etmeyeceğini ya da o işe kabul edilip edilmeyeceğinizi kesin olarak bilme şansınız yok. Bu belirsizliğin, bilinmezliğin stresi içerisinde negatif, karamsar ve depresif bir halde olmanızın sonuca bir katkısı olmayacak. İşi tamamen rastlantılara, kadere, tesadüflere bırakmak da bir çözüm değil.

O zaman yapılması gereken, bir yandan CV hazırlamak, Linkedin hesabını güncel tutmak, iş ilanlarını takip etmek, networking çabalarına yoğunluk kazandırmak, çevrenizi harekete geçirmek gibi planlamaları yapmak. Ama aynı zamanda da, işi akışına bırakıp, önünüze çıkacak fırsatları, seçenekleri pozitif bir ruh haliyle beklemek.

Sonuçta istediğiniz çıktı oluşmasa da, “ben üzerime düşeni, elimden gelenin en iyisini yaptım” duygusu o kadar değerli ki. Mutluluk denen o sihirli kavramın bana göre en basit tanımı, yaşamından ve kendinden razı olmak. İçsel huzura götüren yol kendinden razı olmaktan geçiyor. İnanın bana, planlanmış rastlantısallık kavramını içselleştirmek ve planlama kısmını layıkıyla yapmak hayatınıza çok bir dokunuş yapacaktır.

Özellikle de içinde olduğumuz bu pandemi sürecinde bu kavramın önemi daha da arttı diye düşünüyorum. Son 2 yıldır yaşadıklarımız, aslında belirsizliğin ne kadar güçlü olduğu ve geleceğe dair netlik yaratma çabasının ne kadar beyhude olduğunu öğretti bize. Biz üzerimize düşeni yaptığımızda, kendimizden razı olduğumuzda, geleceğin önümüze çıkaracağı yola inanmak ve güvenmek çok daha kolay oluyor.

Bu süreçte bir diğer önemli olumlu etken de, kişisel farkındalığın ve özgüvenin yüksek olması. Başka bir yazıda detaylarına gireceğim “koçluk” işte tam bu noktada devreye giriyor.

Koçluk, bireye destek olan, bu tarz zorlu süreçlerde kılavuzluk eden bir araç. Yaşam amacınıza, güçlü yönlerinize, öz benliğinize yönelik farkındalığınız arttığında, zihniniz berraklaştığında özgüveniniz de artıyor. O zaman da, kapana kısılmış gibi hissetmek, çaresizlik içerisinde olmak yerine, önünüzde aslında farkına varmadığınız ne kadar çok seçenek olduğunu görüp, pozitif bir psikolojiye kavuşuyorsunuz.

Sonuçta yaşam yolculuğunun kendisi, sürekli bir arayışla geçen bir akış hali.

Akışta kalıp arayışa devam….

Copyright © 2014 · Okan Utkueri

www.okanutkueri.com  sayfalarında yayınlanan tüm içerik hakları Okan Utkueri’ye aittir.

Beğendiyseniz Lütfen Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.